Yeşil Yapraklı Olmayan Bitkiler Fotosentez Yapar mı?
Bir Gün, Bir Bitki
Kayseri’nin o soğuk, gri sabahlarından birinde, pencerenin kenarına konmuş olan kaktüsümü fark ettim. Uzun zamandır gözümün önünde olmasına rağmen, bugün bir şeyler değişmiş gibiydi. O kaktüs, sararmış toprağında dimdik duruyor, yaprakları olmasa da tuhaf bir şekilde “yaşıyor” gibiydi.
Geçen gün, bir arkadaşımın evinde gördüğüm yeşil yapraklı büyük bir bitki aklıma geldi. “Böyle bir şeyin içinde hayat ne kadar zenginleşmiş olabilir,” diye düşündüm. Oysa benim kaktüsüm, sahip olduğu birkaç dikenle, sadece kendine özgü bir varlık sergiliyordu. O an, sanki yaprakların bir bitkinin gerçekten ‘hayatta’ olduğunu kanıtlayan tek şey olduğunu fark ettim. Yeşil yapraklar, bir bitkinin hayatta kalma mücadelesinin simgesiydi; peki ya yeşil yaprağı olmayan bitkiler? Fotosentez yapabiliyorlar mı?
Bir Soru, Bir Yanıt
Kaktüsüm bir hayatta kalma simgesi gibi görünüyor, ama bir an önce düşünmeye başladım. Yeşil yapraklı olmayan bitkiler fotosentez yapar mı? Neden kaktüsüm yapraklardan mahrum, ama yine de büyüyor? Sonunda merakımı yenemedim ve bu soruyu araştırmaya karar verdim.
İlk başta, biraz hayal kırıklığına uğradım. Gerçekten de yeşil yapraklar, fotosentez için gereklidir gibi bir düşünce vardı kafamda. Kaktüs, neden böyleydi? O hayatta nasıl kalıyordu? O sıcak çöllerden gelen soğukkanlı dostum, güneş ışığını nasıl kullanıyordu? Sadece tuhaf bir şekilde büyüyen ve dikenleriyle yoluna devam eden bir bitki miydi? Sanki bana da söyledikleri vardı, ama bir türlü anlamıyordum.
Sonra, gözlerimi kaktüse dikip derin bir nefes aldım.
Ve işte o an, biraz daha sakinleştiğimde, beynimdeki bir ışık yandı. Kaktüsler, yaprakları yerine, gövdelerinden fotosentez yapabiliyorlardı. Yani, sadece yeşil yapraklar değil, her yeşil yüzeyde fotosentez gerçekleşebiliyordu. O kaktüs, hayatta kalmanın yollarını başka bir şekilde bulmuştu.
Bunu öğrendiğimde bir tür rahatlama hissettim. Şimdi her şey daha anlamlıydı. Kaktüsün dikenlerinde ve o sıradışı yapısında gizli olan bu gerçek, bana farklı bir şey öğretmişti: Hayat bazen, görünüşte en farklı olanlarda, en beklenmedik yerlerde de var olabilir.
Kendi Hikayem
Ve birden, kendi hayatımı düşündüm. Kendimi bazen kaktüs gibi hissediyorum. Hayatımda yeşil yapraklar gibi şeyler yoktu; bazı şeyler, dışarıdan bakıldığında bana eksikmişim gibi görünüyordu. Belki de duygusal anlamda biraz daha daralmış hissediyordum. Ama kaktüsün hayatını devam ettirirken gösterdiği azim gibi, ben de farklı bir yolculuğa çıkmıştım. Kendi kendime “hayatta kalmak için ne yapmalıyım?” sorusunu sormak, kendi varlığımı bulmakla ilgiliydi. Yeşil yapraklar gibi belli şeyler yoktu, ama bir şekilde hâlâ devam ediyordum.
Bazen, insanın hayatında kocaman yeşil yapraklar yokmuş gibi hissedilir. O büyük umutlar, hayaller ve planlar yokmuş gibi… Ama kaktüs bana, her şeyin, bazen en basit şeylerin bile bir anlam taşıyabileceğini gösterdi. Yeşil yapraklar olmasa da, ışığı almayı ve hayatta kalmayı bilmek mümkündü.
Ne Öğrendim?
O gün, kaktüsümün olduğu pencere kenarındaki o kısa sessizliğin içinde, bir farkındalık doğdu. Yeşil yapraklar, hayatta kalmanın ve fotosentez yapmanın bir sembolüydü, ama kaktüsün bana gösterdiği şey, hayatta kalmanın sadece bu kadarla sınırlı olmadığıydı. Bitkiler, hayatta kalmak için her türlü yolu bulabiliyorlardı. Bir bitki, nasıl görünürse görünsün, hayatını sürdürebilmek için hep bir yol bulurdu. Yeşil yaprağı olmayan bitkiler de fotosentez yapar. Ve bu düşünce, benim için de bir metafora dönüştü: “Hepimiz hayatta kalmak için farklı yollar bulabiliriz.”
O kaktüs, bir bitkinin hayatta kalma mücadelesinin simgesi gibiydi. Ama benim için çok daha fazlasıydı. Hayatta eksiklik hissiyle yaşarken, sadece farklı yollar bulmam gerektiğini anladım. Her şeyin, herkesin kendi yolunu bulduğu bir dünyada, farklı olmak bir kayıp değil, aksine bir kazançtı.
—
Bugün kaktüsümün yaprakları yok ama güneş ışığını almayı başarıyor. Onun gibi, bazen biz de hayatta olabilmek için farklı yollar bulabiliriz. Tıpkı o kaktüsün dikenlerinde olduğu gibi.