Lele ekibi olarak “Kayda değer ne” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!
Kayda Değer Ne?
Lele ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Kayda değer ne” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.
Bazen günün ortasında, hiçbir şey olmuyorken bile içimde aynı soru dönüp duruyor: Kayda değer ne? Defterimi açtığımda ilk satıra bunu yazıyorum çoğu zaman. Sonra kalem elimde bekliyorum. Sanki kelimeler gelecek de bir şeyleri kurtaracakmış gibi. Ama bazı günler hiçbir şey gelmiyor. Sadece sessizlik.
Kayseri’nin kışı ayrı bir sert olur. Sabahları camın buğusunu parmağımla silerken dışarıdaki gri manzaraya bakıyorum. Apartmanların arasına sıkışmış bir gökyüzü… İnsanlar aceleyle yürüyor, kimse kimseye bakmıyor. Ve ben, o anlarda kendime şu soruyu soruyorum: Kayda değer ne? Bu günün içinde hatırlanacak ne var?
Cevap çoğu zaman gelmiyor. Ama yine de yazıyorum. Çünkü yazmazsam sanki gün hiç yaşanmamış gibi hissediyorum.
Defterin ilk sayfası ve içimdeki sessizlik
Sabahları uyanınca ilk yaptığım şey telefona bakmak değil. Defterimi açmak. Bir süredir böyle. Çünkü ekranlar bana fazla hızlı geliyor. Ama defter… o daha yavaş. Daha dürüst.
O sabah da aynıydı. Kahvemi almıştım, pencerenin kenarına oturmuştum. Defteri açtım ve yine o cümle:
Kayda değer ne?
Kalemi bastırdım biraz. Yazmak istedim ama içimde bir ağırlık vardı. Sanki gün başlamadan bitmiş gibi. Bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi. Ve bunu ilk kez o sabah bu kadar net hissettim: Hayal kırıklığı.
Kendime bile itiraf etmek zor: “Ben bugün hiçbir şey başaramayacağım galiba.”
Şehirde yürürken iç sesim
Öğlene doğru dışarı çıkmam gerekti. İşim yoktu aslında ama evde kalmak da beni daha kötü yapıyordu. Kayseri sokaklarında yürümek bazen iyi gelir, bazen de insanın içini daha fazla açar.
Montumun cebine ellerimi soktum. Soğuk hava yüzüme vuruyordu. İnsanların yüzlerine baktım kısa kısa. Herkes bir yere gidiyor. Bir hedefleri varmış gibi. Ben ise sadece yürüyordum.
Ve içimden yine aynı soru geçti:
Kayda değer ne?
Bir bankta oturdum. Yanımdan geçen arabaların sesi, uzaktan gelen bir çocuk bağırışı… Hepsi birbirine karışıyordu. O an fark ettim: aslında hayat devam ediyor ama ben onun neresindeyim, bilmiyorum.
Bir süre hiçbir şey yapmadan oturdum. Bu bile garip geldi. Çünkü sürekli bir şey yapmam gerektiğini düşünüyorum. Ama o an sadece oturdum. Ve içimde garip bir boşluk vardı.
Telefon çaldığında değişen şey
Akşamüstüne doğru telefonum çaldı. Ekrana baktım. Arayan kişi, uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımdı. Sesini duyunca içimde küçük bir kıpırtı oldu.
“Neredesin?” dedi.
“Dışarıdayım,” dedim.
“Gel bir çay içelim,” dedi.
O an tereddüt ettim. İçimde bir yorgunluk vardı ama kabul ettim. Çünkü yalnızlık bazen ağır geliyor.
Bir kafede buluştuk. Küçük bir yerdi. Buharlı camlar, sıcak ışıklar… İçeri girince dışarının soğuğu bir anda geride kaldı.
O bana hayatından bahsetti. İşinden, planlarından, geleceğinden… Ben dinledim. Ama içimde sürekli aynı soru vardı:
Kayda değer ne?
Ben ne anlatacaktım? Hangi cümleler benim hayatımı “anlatmaya değer” yapacaktı?
Suskunluk anı
Bir ara sessizlik oldu. O an çok garipti. Kimse konuşmuyordu ama ortam rahatsız değildi. Sadece iki insan oturuyordu. Ama benim içimde bir şeyler hareket ediyordu.
Buna da Göz Atın: Katilasmış kireç nasıl temizlenir ?
“Ben,” dedim kendi kendime, “ne zaman bu kadar geride kaldım?”
Bu düşünce beni biraz sarstı. Çünkü aslında kimse beni geride bırakmamıştı. Ben sadece kendimi sürekli bir şeylerle kıyaslıyordum.
Ve yine o soru:
Kayda değer ne?
Geceye doğru eve dönüş
Gece eve dönerken hava daha da soğumuştu. Sokak lambaları sarı bir ışık yayıyordu. Adımlarım yankılanıyordu boş yolda.
O an kafamda günün sahneleri dönmeye başladı. Sabah, defter, yürüyüş, banka oturuşum, kafedeki sessizlik… Hepsi bir film gibi.
Ve fark ettim ki, aslında günüm tamamen boş değildi. Sadece ben onu “yeterince önemli” görmemiştim.
Ama içimdeki o ses hâlâ direniyordu:
Kayda değer ne?
Evde ışığı açtım. Odanın sessizliği yüzüme vurdu. Çantamı yere bıraktım. Montumu çıkardım. Ve defterimi açtım.
Defterle yüzleşme
Sayfayı çevirdim. Bugünün başında yazdığım o cümle hâlâ oradaydı. Altına bir şey yazmadığımı fark ettim. Gün boyunca bir şeyler olmuştu ama ben onları “yazmaya değer” bulmamıştım.
Kalemi elime aldım.
Bir süre düşündüm.
Sonra yazmaya başladım:
“Bugün kendimi küçük hissettim. Sanki herkes bir yere varıyordu da ben sadece yürüyordum. Ama yine de dışarı çıktım. Bir arkadaşımı gördüm. Bir kahve içtim. Biraz sustum. Ve garip bir şekilde, hâlâ buradayım.”
Kalemi bıraktım.
İçimde bir şey değişmedi ama biraz hafifledim. Çünkü en azından bir şeyleri inkâr etmiyordum.
Kayda değer olanı fark etmek
O gece uzun süre camdan dışarı baktım. Şehir sessizdi. Ama içimdeki gürültü yavaş yavaş azalıyordu.
Şunu düşündüm: Belki de “kayda değer” dediğim şeyler büyük olaylar değil. Belki sadece devam etmek bile bir şeydir. Sabah kalkmak, dışarı çıkmak, birisiyle konuşmak, eve dönmek…
Basit geliyor. Ama ben bugün bunu bile zor yaptım.
Ve içimdeki soru biraz değişti. Artık daha yumuşak bir hal aldı:
Kayda değer ne?
Cevap hâlâ net değil. Ama artık bu sorudan kaçmıyorum. Çünkü belki de cevap, tek bir günde değil; günlerin toplamında gizlidir.
Defteri kapattım. Işığı kapattım. Yatağa uzandım.
Ve ilk kez uzun zamandır, hiçbir şey olmamış gibi hissetmedim.
Sizin İçin Seçtik: Kayda alınması nasıl yazılır ?